Türk Sanat Müziği Stüdyo Konseri

Şef : Mustafa ERSES

- Ayşe Taş -
KEKLİK DAĞLARDA ŞAĞILAR
(TÜRKÜ)
Makâm : Hüseynî
Usûl : Sofyân
Beste : Anonim
Güftekâr : Faruk Nafiz Çamlıbel

Keklik dağlarda şağılar
Yavrum diyen diye ağlar
Günden güne yansa dağlar (yeise dalar)
Görenlerin bağrı yanar

Ağlarım ben kekliğime ley ley
Seherde öten bülbüle

İpeklenmiş tüylerine
Yanaktaki benlerine ley ley
Ağlarım ben kekliğime

Keklik bizden uzaklaştı
Yolumuz sarpa dolaştı
Hünkâr kal'âsını aştı
Belki yavrusuna kavuştu

Ağlarım ben kekliğime ley ley
Seherde öten bülbüle

İpeklenmiş tüylerine
Yanaktaki benlerine ley ley
Ağlarım ben kekliğime

yeis : umutsuzluktan, karamsarlıktan doğan üzüntü; keder, elem
kal'â : kale

- Koray Safkan -
AHESTE ÇEK KÜREKLERİ MEHTAP UYANMASIN
(GAZEL)
Makâm : Uşşâk
Usûl : Serbest
Bestekâr : Münîr Nûrettin Selçuk
Güftekâr : Yahya Kemal Beyatlı

Âheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın
Bir âlem-i hayâle dalan âb uyanmasın

Âgûş-u nev-bahârda hâbîdedir cihân
Sürsün sabâh-ı haşre kadar hâb uyanmasın

Dursun bu mûsıkî-i semâvî içinde sâz
Leyl-i tarabda bir dahî mızrâb uyanmasın amân

Ey gül sükûta varmayı emr'eyle bülbüle
Gülşende mest-û zevk olan ahbâb uyanmasın

Değmez Kemâl uyanmaya ikmâl-i ömr içün
Varsın bu uykudan dil-i bîtâb uyanmasın âh uyanmasın

âheste : ağır ağır, yavaş yavaş, acele etmeksizin
mehtâp : dolunay evresindeki Ay'ın pırıl pırıl yanan ve her yeri aydınlatan ışığı; ay ışığı
âlem : evren
âb : su
âgûş : kucak, koyun; sığınılacak güvenli yer
nev-bahâr : ilkbahar
hâbîde : uyuyakalmış, uykuya dalmış, uyumuş
cihân : dünya; evren; herkes
haşir : bir araya gelme, toplanma; İslam inancına göre kıyametten sonra dirilen insanların hesap vermeleri için mahşerde toplanması
hâb : uyku; rüya
semâvî : gökle ilgili, göğe özgü, göksel; tanrısal, ilahi
sâz : çalgı; çalgı takımı
leyl : gece
tarab : sevinç, neşe, şenlik, coşkunluk
sükût : susma, konuşmama; sessizlik
gülşen : gül bahçesi
mest olmak : sarhoş olmak; kendinden geçmek, hayran kalmak
ahbâp : sevilip sayılan, kendisiyle yakın dostluk ilişkisi kurulan kişi; dost; tanıdık, bildik kişi; tanış; sevilen dostlar
ikmâl : bir şeyin eksiğini giderme, o şeyi tamamlama, bütünleme; bir şeyi tamamlama, bitirme; tamamlamak; bitirmek; mükemmelleştirmek
dil : gönül, yürek
bîtâp : yorgun, güçsüz, bitkin

- Umut Akyürek -
O DUDAKLAR YİNE YAZ GELDİ DE BÜLBÜLLEŞİYOR
(ŞARKI)
Makâm : Râst
Usûl : Düyek
Bestekâr : Sâdettin Kaynak
Güftekâr : Mustafa Nafiz Irmak

O dudaklar yine yaz geldi de
Bülbülleşiyor
Âh o yanaklar, ne güzel de
Açılıp gülleşiyor

Gülüyorsun gülüm
Âh gülüyorsun sana
Bülbül bakarak imreniyor

Âh o yanaklar, ne güzel de
Açılıp gülleşiyor

- Koro -
PENCEREDEN KAR GELİYOR
(TÜRKÜ)
Makâm : Uşşâk
Usûl : Nim Sofyân
Beste : Anonim
Yöre : Rumeli

Pencereden kar geliyor
Arkama baktım yâr geliyor
Vay ammân ammân
Vay ammân ammân
Vay ammân ammân hey

Terzi kolların kırılsın
Eşime de yelek dar geliyor
Vay ammân ammân
Vay ammân ammân
Vay ammân ammân hey

- Koro -
ÜÇ GÜN OLMUŞ ŞU YAYLADAN GEÇELİ
(TÜRKÜ)
Makâm : Zâvil
Usûl : Nim Sofyân

(Âh) Üç gün olmuş şu yayladan geçeli
Pınarlardan soğuk sular içeli
Amân amân amân hey
Alnı da top kâküllü yüzü peçeli
Çekmiş gider yaylasına Bingöl'ün
Ferayi eğlen gel sallan gel
Gel amân amân amân